HATAY - ZAFER TURU

HATAY – ZAFER TURU

İstanbul’a döndükten sonra Hatay’ın tarih, dinler ve kentsel gelişim anlamında birçok ilke sahip olduğunu fark ettim.

 

İlklere St. Pierre Kilisesi ile başlayalım.

Hz. İsa’nın ölümünden sonra 12 havariden biri olan St. Pierre Hristiyanlığın ilk kilisesi kabul edilen bu kilisede telkinlerine başlamış ve bu telkinler aracılığıyla Hz İsa’ya inanan cemaate ilk defa burada Hristiyan denilmiş.

İçerideki en eski kalıntı bir sunak, onun dışındaki eserlerin tarihi ise yaklaşık 80 sene öncesine dayanıyor.

Burada saldırı anında cemaatin gizlice kaçması için yapılmış bir tünel var ki bu tünelin dağın diğer tarafına kadar uzandığı söylenmekte, diğer ilgi çekici kısım ise kutsal su. Bugün ölümsüzlüğü yakalamayı denediğimiz ilk suyu burada içtik.

Hristiyanlığın ilk mabetlerinden biri ve hac mekanı kabul edilen bu kilisede her sene 29 Haziran’da törenler düzenleniyor. Bir ziyaretimi bu tarihe denk getirmeye çalışacağım.

 

Harbiye sanki birbirinden bağımsız yüzlerce şelaleden oluşuyor ama sosyal tesisler nedeniyle bu fotoğrafı bir bütün olarak göremiyorsunuz.

Helenistik ve Roma dönemlerinde çağlayanlarıyla meşhur ve dünyaca bilinen bu bölge zenginlerin yaptırdıkları köşkler, tapınaklar ve eğlence yerleriyle ünlüymüş. Bahsi geçen yapılardan hiçbiri günümüze ulaşamamış.

Suyun içindeki masalarda zaman geçirmek için bir sonraki seferde rakı içmeye geleceğim.

Rakı nereden çıktı?

Harbiye’nin soğuk mezeleri dünyaca ünlüymüş. Tadarken iki kadeh de rakı içiveririz.

 

Bu bölgede Hz. Hızır ve Hz. Musa’ya ilişkin çok fazla efsane var ve bu efsaneler bölgenin birçok noktasına dağılmış.

Hz. Musa kendisinden daha akıllı biri olduğunu öğrenince, Hz. Hızır’ı iki denizin buluştuğu yerde aramaya başlar ve Hz. Hızır’la Hatay Samandağ’da buluşur.

Bu buluşmanın olduğuna inanılan kayanın üzerinde şuanda halk arasında Ziyaret diye anılan Samandağ Deniz Türbesi bulunmaktadır. Burası bölge insanlarınca kutsal kabul edilmektedir.

Samandağ’da buluşmalarının ardından Musa Dağı’na çıkmak üzere yola koyulurlar. Hıdırbey Köyü’ndeki Musa Ağacı’nın bulunduğu yere ulaştıklarında çok susarlar. Hz Musa bastonunu bu ağacın bulunduğu yere bırakıp hemen yanındaki dereye su içmeye gider.

Su içtikten sonra yollarına devam ederler.

Asasını suyun kenarında unuttuğunu anlayan Hz. Musa, döndüğünde asasının yeşerdiğini ve bir fidan haline geldiğini görür. O günden bugüne, o ağaç Musa Ağacı olarak bilinir.

Ölümsüzlüğe bu dereden su içerek ulaştığına ve bu sebeple hala aramızda yaşadığına inanılan Hz. Hızır gibi bizde ölümsüzlüğü yakalamak için buradaki Ab-ı Hayat Çeşmesi’nden suyumuzu içiyoruz.

Bin yaşlarında olduğuna inanılan Musa Ağacı o kadar ulu bir ağaç ki, içindeki kovukta zaman içinde bakkal, berber ve çay ocağı bile işletilmiş. Şu anki budanmış hali bile efsanevi, Ents’lere benziyor.

 

Musa Dağı’nın eteklerinde kurulan Vakıflar Köyü’nün en büyük özelliği Ermenistan dışında yaşayan ve nüfusunun tamamının Ermeni kökenli kişilerin oluşturduğu tek köy olmasıymış.

Suriye’deki savaştan kaçan Ermeniler bir dönem burada misafir edilmiş ama yaşadıkları bölgedeki işgal kalkınca tekrar geri dönmüşler.

 

Samandağ Sahili’ne giderken Titus Tüneli ve Beşikli Mağaraları’nı görüyoruz bir sonraki ziyaretimde buraya bir tam gün ayırmak istediğimden yolumuza devam ettik.

 

Samandağ ‘daki Çevlik’ten  Arsus  tarafına doğru giderken yol üzerinde göreceğiniz minibüsten bozma onlarca balıkçı kesinlikle ilginizi çekecektir.

Hepsinin çok leziz olduğuna eminim. Al sana gelecek sefer yapılacak bir şey daha.

 

Yazıda bir şey eksik diye düşünüyorsunuz. Ben hemen hatırlatayım. KÜNEFE!

Bu kısımda hem Künefeyi anlatacağım hem de Uğur Mumcu Bulvarı’na yapılmakta olan battı – çıktıyı.

 

Aslında künefenin bir sırrı varmış ve ustalar bu sırrı kimselerle paylaşmazmış.

Bu sır künefenin kızarması için tek tarafına sürülen Eze imiş.

Eze’nin tarifini bilen bu tek tük usta, Eze hazırlanacağı zaman yanında çalışan herkesi dışarı çıkarır ve yalnız başına hazırlamış Eze’yi.

Sır gibi sır be kardeşim!

Zafer Dayımızın önereceği bir yerden künefe yemek isterim derseniz hedef Star Künefe.

Eze’yi bilen bu tek tük usta umarım zamanı gelince el vermeyi unutmazlar.

 

Ağzımız tatlıydı ama sinir bozucu bir şeyden bahsedeceğim.

 

Star Künefe’nin bulunduğu Uğur Mumcu Bulvarı’na battı-çıktı yapılıyormuş. İyi olur kötü olur Hataylılar bilir.

Buranın yapımı için alan kazılırken tarihi eserlere rastlanmış. Hemen sevinmeyin.

Halkın söylediğine göre 1 at ve 1 geyik heykeli, 1 kilise, 1 kral tahtı ve 2 mezar bulunmuş.

Halkın endişesi ise, kazıdan sorumlu yetkililerin çıkarılan tarihi eserleri el altından başka kişilere satmış olabileceğiydi.

Hatay’ın neresini kazsan tarihi bir eserle karşılaşabileceğin gibi bulunan eserlerin el altından satılınmasına da alışılmış.

Ama devlet yetkililerinin böyle bir şey yapmış olması ihtimali bile üzücü.

Ne günlere kaldık!

 

Anlaşılacağı gibi Hatay’da belki dünya üzerindeki en güzel yerler ve en önemli olaylar yaşanmış.

O günleri hayal edip, yaşadığım güne geri döndüğümde sanki çok yüce medeniyetlerin yaşadığı bir uygarlık hazinesi olan bu yer, geçen yıllar içerisinde sürekli gerilemiş.

Gerilemeye de devam ediyor.

 

Aslında yukarıda sizlere anlattığım tur dayımız Zafer ŞAHİN‘in Hatay’a gelen misafirlerini gezdirdiği yerleri içerdiğinden çevresindekiler bu gezileri Zafer Turu olarak anmaya başlamışlar.

Bir sonraki yazım olacak olan Hatay – Gelecekte Yapılacaklar’dan da anlaşılacağı gibi bu Hatay’ı son ziyaretim olmayacak. Orada yaşayan ailem ve tanıştığım halktan kişilerin bana yaşattığı samimiyet duygusu bir önceki paragrafta çizdiğim bu olumsuz gidişi durdurabilecek yegane duygudur.

Hatay halkı topraklarını terk etmeyip sahip olduğu hoşgörü ve samimiyeti bizim gibi misafirlerine ve nesline aktardıkça bölgenin ululuğu devam edecektir.

 

 

Hatay hakkında daha fazla bilgi almak için diğer yazım  Hatay – Şehir Merkezi yazımı da okumanızı öneririm.

 

Vikipedi  I Hatay Valiliği

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir